KAYAN HABERLER

Ermenistan Kamuoyuna Soru: “Yerli Sakinler Nerede?”

 

  Son günlerde Ermeni sosyal medya segmentinde ve bazı medya kaynaklarında, Azerbaycan’da akredite edilmiş diplomatik misyon temsilcilerinin Karabağ ve Doğu Zengezur’a gerçekleştirdiği ziyaretlerle ilgili yayımlanan paylaşımlara bakıldığında insan ister istemez şu soruyla karşı karşıya kalıyor: Otuz yılı aşkın süredir yaşananları unutturmaya çalışanlar, bugün Azerbaycan’ın kendi topraklarında yaşananları görmekten neden bu kadar rahatsız oluyorlar?

Diplomatların Azerbaycan’ın işgalden kurtarılmış bölgelerine gerçekleştirdiği ziyaret, Ermenistan toplumunun belirli çevrelerinde yeniden aynı söylemleri, aynı asılsız tezleri ve aynı “Artsakh” nostaljisini ortaya çıkarmış durumda. Sanki zaman durmuş, 2020 yılından sonra ortaya çıkan yeni gerçeklik hiç yaşanmamış gibi.

Oysa artık gerçeklik farklıdır. Karabağ ve Doğu Zengezur, Azerbaycan’ın egemen topraklarıdır ve Azerbaycan’da akredite edilmiş diplomatik temsilcilerin bu bölgelere ziyaret gerçekleştirmesi tamamen yasal ve doğal bir durumdur.

Ancak mesele yalnızca diplomatların ziyaretine gösterilen tepkiden ibaret değildir. Mesele, söz konusu tepkilerde yine tarihin tek taraflı biçimde sunulması, gerçeklerin seçilerek kullanılması ve Azerbaycan halkının tarihî ve kültürel mirasının görmezden gelinmesi girişimlerini gözlemlememizdir.

Daha doğrusu, yıllardır propagandası yapılan asılsız tasavvurlar yeni bir biçimde yeniden kamuoyunun gündemine taşınıyor. Ve bu kez de sosyal medyada hepimizin aşina olduğu bir soru ortaya atılıyor:

“Burada binlerce yıldır yaşamış yerli sakinler nerede?”

Bu soruyu Narine Gabrielyan adlı Ermeni bir kullanıcı Azerbaycan’ı ziyaret eden diplomatlara yöneltmiş.

Ben ise bu soruya başka bir soruyla karşılık vermek istiyorum:

Ermenistan kamuoyu, peki Batı Azerbaycanlılar nerede?

Neden onlar kendi doğdukları evlerinde değiller?

Neden yüz binlerce insan doğduğu topraklara geri dönemiyor?

Kendisini “yerli sakinler” konusunun savunucusu olarak gösterenler, neden bu insanların kaderinden söz etmek istemiyor?

Ben bu soruları dışarıdan gözlemleyen biri olarak sormuyorum.

Ben Batı Azerbaycan’da doğdum. Ben kendi doğduğum topraklardan sürgün edildim. Ve bugün hâlâ kendi evime gidemiyorum.

Bu nedenle “yerli sakinler nerede?” sorusunun ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum.

Bu soru benim için sosyal medya paylaşımından ibaret değildir.

Bu soru benim çocukluğumdur.

Benim doğduğum köydür.

Ailemin hafızasıdır.

Gidemediğim yurdumdur.

Eğer gerçekten bu sorunun cevabını aramak istiyorsanız, o zaman gelin yalnızca Karabağ hakkında değil, bölgenin tarihinin bütünü hakkında konuşalım.

Gelin sadece bir halkın nerede yaşadığını değil, kimlerin hangi topraklardan neden sürgün edildiğini de soralım.

Çünkü gerçeğin yalnızca istediğimiz bölümünden söz ederek bütüncül bir tarih oluşturmak mümkün değildir.

Karabağ’da Ermenilerin “binlerce yıldır” kesintisiz ve münhasıran yaşadığı iddiası da tam bu açıdan ciddi sorular doğurmaktadır.

Tarihsel karmaşıklığı birkaç kelimeyle ortadan kaldırmak, farklı dönemleri üst üste getirerek günümüzdeki siyasi iddialara tarihsel bir kılıf giydirmek, tarihe yaklaşım değildir.

Biz kendi tarihimizi böyle “eskileştirmiyoruz”.

Yüzyılları ve bin yılları üst üste yığarak sahte bir kadimlik yaratmaya ihtiyacımız yok.

Çünkü bizim kanıtlarımız var.

Kitaplarda, arşivlerde, haritalarda, yer adlarında, mezarlıklarda, camilerde, tarihî yerleşim yerlerinde, maddi kültür unsurlarında ve en önemlisi, hâlâ o toprakların hafızasında yaşayan insanların anılarında...

Bu izlerin önemli bir bölümü bugün Ermenistan topraklarındadır.

Bu nedenle sosyal medyada her defasında aynı sorunun karşısına aynı yüzeysel cevaplarla çıkmak niyetinde değiliz.

Çünkü artık mesele yalnızca bir kullanıcının paylaşımından ibaret değildir.

Mesele, bütün bir tarihsel hafızanın nasıl sunulduğudur.

İnsanların gözünü boyamak mümkün olabilir, ancak tarihi değiştirmek mümkün değildir.

Asılsız bir anlatıyı yüz kez tekrarlayabilirsiniz; fakat bu onu belgeye, arşiv kaydına veya gerçeğe dönüştürmez.

Biz henüz çok şeyi göstermedik.

Batı Azerbaycanlıların kendi doğdukları yurtlardan nasıl sürgün edildiklerini, hangi köylerin boşaltıldığını, hangi mezarlıkların tahrip edildiğini, hangi mezarların yeryüzünden silindiğini, hangi camilerin ve tarihî eserlerin yok edildiğini, Azerbaycan halkının bugünkü Ermenistan topraklarındaki tarihî ve kültürel izlerinin ne tür bir akıbetle karşı karşıya kaldığını bütün boyutlarıyla ortaya koymadık.

Ama gerekirse ortaya koyacağız.

Eğer Ermenistan kamuoyu gerçekten tarih hakkında konuşmak istiyorsa, biz de hazırız.

Arşivlere bakmaya hazırız.

Haritaları açmaya hazırız.

Yer adlarını karşılaştırmaya hazırız.

Mezarlıklara bakmaya hazırız.

Tarihî eserleri birlikte araştırmaya hazırız.

En önemlisi de doğduğu topraklara geri dönemeyen insanların hikâyelerini dinlemeye hazırız.

Çünkü tarih yalnızca taşlarda değil, insanların hafızasında da yaşar.

Benim hafızamda ise o topraklar hâlâ yaşıyor.

Ben orada doğdum.

Ben oradan sürgün edildim.

Ve ben hâlâ kendi evime geri dönemedim.

Bu nedenle benim için Batı Azerbaycan meselesi herhangi bir siyasi slogan değildir.

Bu, yarım kalmış bir hayat hikâyesidir.

İşte bu nedenle Ermenistan kamuoyuna yöneltilecek en basit soru şudur:

Eğer “yerli sakinler nerede?” diye soruyorsanız, o hâlde önce Batı Azerbaycanlıların neden kendi yurtlarında olmadığını açıklayın.

Sonra Karabağ hakkında konuşuruz.

Sonra tarih hakkında konuşuruz.

Sonra kültürel miras hakkında konuşuruz.

Ve eğer gerçekten cesaretiniz varsa, bütün bunları birlikte araştıralım.

Çünkü bizden tarihimizi göstermemizi istiyorsanız, göstereceğiz.

Ama o zaman yalnızca sizin anlattığınız tarih değil, bizim yaşadığımız tarih de dinlenecek.

Ve bu tarihte kendi doğduğu eve hâlâ dönemeyen insanların sesi vardır.

Lamiyə Rövşənqızı
Batı Azerbaycan Topluluğu Basın Sözcüsü